BURSA SEVDAM : OSMANLI BURSA DARPHANESİ
OSMANLI BURSA DARPHANESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OSMANLI BURSA DARPHANESİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2020 Perşembe

DÜNYAYI TİTRETEN OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI

Aralık 03, 2020 1
DÜNYAYI TİTRETEN OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI
Dünyayı titreten osmanlı askeri teşkilatı İşte dünyayı dize getiren, tüm orduları tir tir titreten şanlı Osmanlı Askeri teşkilatı Osmanlı Devleti’nin asırlarca ayakta kalması, yine mirasının da günümüze hükmediyor olması tesadüf değil. Geçmişin tecrübeleri üzerine kurduğu muazzam medeniyetin ardındaki, farklı halklara ve devletlere asırlarca hükmetmenin sırları zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Osmanlı’nın zamana meydan okuyan devlet yapısındaki askeri teşkilat sırrını sizler için derledik. 

KAPI KULU OCAĞI 
OSMANLI YENİÇERİ ASKERİ

Kapıkulu, Osmanlı Devleti'nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya,atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına ve bu sisteme verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı
Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.Kapıkulu askerleri padişaha bağlı olup üç ayda bir “ulufe” denen maaşı alırlardıBu askerler özel olarak yetiştirilirlerdi. Piyade
(yaya) ve Süvari (atlı) olmak üzere ikiye ayrılır Devşirme yöntemiyle oluşturulan orduya genelolarak Kapıkulu askerleri adı verilir. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari olmak üzere ikiye ayrılırdı. Piyade askerleri yeniçeriler, cebeciler, topçular, top arabacıları, humbaracılar, lağımcılar ve sakalardır.

ACEMİ OCAĞI 
Acemi Ocağı diğer bir ismiyle Acemi Oğlanlar Ocağı, Osmanlı İmparatorluğu'nda Enderûn için öğrencileri ve başta piyade kısmı olmak üzere kapıkulu ordusunun ihtiyaç duyduğu askerleri eğitmek için kurulmuş olan ocaktır. Osmanlı devletinin tebası olan halkların gayrimüslim olanlarının ve özellikle Balkanlar'dan 8-18 yaş arasında çocuk ve gençlerin toplanması ile uygulanan devşirme sistemiyle kaynak sağlanan Acemi Ocağı'nda çoğunlukla asker bazen de saraya bürokrat yetiştirilirdi.

YENİCERİ OCAĞI 
Osmanlı Devleti'nde Askeri Bir sınıftı Kuruluşu Orhangazi veya 1.Murad Önemlerine Dayandırılan farklı görüşler vardır Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarının genişlemesi ile hristiyan Cocukların 8-10 yaşlarında ailelerinden alınırak yetiştirilmesi (Devşirme) ile oluşturulmaya başlayan Yeniceri Ocagı Padişaha Bağlı Kapı Kulu Ocaklarının Piyade Kısmının büyük Bölümünü oluşturmaktaydı Kapı Kulu Ocaklarının en İtibarlısı olan Yeniceri Ocagı Savaşlarda Padişahın bulunduğu Merkez Kolunda Bulunur Savaş Esnasında Padişah onların arkasında ve ortasında At üzerinde dururdu Sefere gidişlerde ve ve konaklamalarda Yeniceriler Padişahın etrafında bulunup onu muhafaza edip ve korurlardı Yeniceri Ocagının Bir çok Nişanı ve Sancağı Bulunurdu ancak bunların en Büyük Olanı İmamı-Azam bayrağı idi
OTTOMAN EMPIRE ARMY

CEBECİ OCAĞI 
Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur. Banisi Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'dir. İlk zamanlarda bu ocağın mensupları, yeniçeriler gibi, acemi oğlanlar arasından seçilmekteydi. Cebeci Ocağı, Osmanlı ordusunda, silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle görevli kapıkulu ocağı idi. Ocağın adamlarına, Cebeciler denilmekteydi. Cebeci Ocağı da Yeniçeri Ocağı gibi orta ve bölüklere ayrılırdı. Bunların bir kısmı nakkaşân, tîrgerân, tûğî ve saykalî gibi özel isimli bölüklerdi. Bölük sayısı altmış altıya, cemaat ortası adedi ise altmış ikiye varırdı. Cebeci Ocağı Yeniçeri Ocağı'nın ilgası ile birlikte 1826 yılında ortadan kaldırılmış, fakat kısa süre sonra yapılan bir düzenleme ile Cebehâne-i Âmire adıyla yeniden kurulmuştur. TOPCU OCAĞI Topçu Ocağı Osmanlılarda kapıkulu ocaklarının yaya kısmından olup, top dökmek ve top kullanmakla vazifeli askerlerin mensup olduğu ocağa verilen isimdir Sultan Birinci Murad devrinde yeniçeri ocağının teşkilinden az sonra, acemi ocağından alınan neferlerle ilk olarak topçu ocağı kuruldu. İstanbul’un fethinden sonra, Galata suru dışında Tophane denilen yerde topçu kışlaları ve sabit top dökümhanesi yapıldı. Sonraları; Belgrad, Budin, Temaşvar, İşkodra, Gülamber, Provişte gibi yerlerde ihtiyaca göre tophaneler kurulup top döktürüldü.Topçu ocağına sertopi namıyla da anılan topçubaşı nezaret ederdi. Onun emrinde bulunan dökücübaşı (serihtegan), dökümhaneden sorumluydu. Onun da maiyetinde; yardımcısı, tamirci, dökümcü, burgucu, yamacı, demirci, marangoz gibi sanatkarlar bulunurdu.

TOP  ARABACILARI OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Top Arabacıları Ocağı, Kapıkulu Askerleri'nden piyadelerdir. Topçu Ocağı'nın yaptığı topları savaş alanına götürmekle görevli olan ocaktır. Savaş toplarını savaş alanına götürürlerdi. Ocakta; arabacıbaşı, kethüda, başçavuş, kethüda yeri, ocak kâtibi, bölükbaşı, odabaşı ve halife adlı subaylar görev yapardı.Top Arabacıları Ocağı veya Toparabacılar, Osmanlı Devleti, Kapıkulu Ocağı‘nda Topçu Ocağı’nın yaptığı topları savaş alanına götürmekle görevli olan teşkilat. Top Arabacıları, Osmanlı ordusunda Kapıkulu ocaklarının piyade kısmındandırlar.At, katır ve deve gibi hayvanların sırtlarında taşınamayacak büyüklükte topların yapılmasına başlandıktan sonra, büyük topların taşınması işini
üzerine alan bu sınıfın Fatih Sultan Mehmed devrinde kurulduğu sanılıyor. 18. Yüzyılda top arabacıları ocağı 63 bölükten kuruluyordu. Her bölüğün mevcudu değişikti; en kalabalık olanı 52 kişiydi . Bu bölüklerden 1. bölük, Ağa bölüğü; ikinci bölük Kethüda Yeri bölüğü; 60. bölük, Dülger (Neccar) bölüğüydü. Bunlardan başka, 30 mevcutlu Tulumbacılar cemaati de vardı. Top Arabacıları ocağı, araba kullananlar ve araba yapanlar olmak üzere iki bölümdü. Bu ocağa, Acemi ocağından er alınırdı. 17. yy.dan sonra ocak arabacılarının çocuklarından ve “kul kardeşi” adıyla dışardan er alınmaya başlandı. Top arabacılarının yapım yerleri Tophane’de deniz kenarında, kışlaları Şebremini’de, hayvanların ahırları da Ahırkapı’daydı. 

HUMBURACI OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Humbaracı Ocağı demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak barut gücü ile gülle atmaya yarayan Humbara adındaki topu yapmak ve bu topları savaşta kullanmakla görevlendirilmiş olan asker sınıfı. Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.Humbaracı Ocağı'nın ıslahı ilk olarak 18. yüzyılda, Humbaracı Ahmed Paşa ve Sadrazam Osman Paşa'nın isteği üzerine gündeme gelmiştir. 1731'de ıslah projesi hazırlandı ve iki yıl sonra da Üsküdar'da Humbaracı Ocağı kuruldu. Böylece Bosna'dan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitime başlayarak humbara imalathanesi kurulması yolunda adımlar atıldı. Bir yasa ile tımarlılar 25'er kişilik gruplar halinde
İstanbul'a giderek eğitim almaları sağlandı.1783'te Sadrazam Halil Hamid Paşa humbaracılar için yeni düzenlemeler getirdi ve 1792'de çıkarılan bir nizamnameyle humabaracıların yetkileri arttırıldı. Humbaracılar, Ahmed Paşa'nın çabalarıyla ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı durumuna gelmişti.Kapıkulu Ocağı'ndaki bozukluklar ve düzensizlik zamanla Humbaracı Ocağı'nı da etkilemeye başladı. 1826 yılında Vaka-i Hayriye sırasında Humbaracıların devletin tarafında olarak topçu ve cebecilere destek olmuştur. Humbaracı Ocağı, Sultan II. Mahmud zamanında Asakir-i Muhammediye'nin kurulmasıyla kaldırılmış fakat varlığını Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar sürdürmüştür. 

LAĞIMCI OCAĞI 
Görevleri özellikle kale kuşatmalarında tünel kazarak sur duvarlarına ulaşmak ve surları alttan havaya uçurmak veya kale içine kadar tünel kazarak kaleyi içten fethetmektir. Ateşli silahlarla yapılan savaşlarda da karşı sipere kadar tünel kazılıp bomba ile patlatılıarak düşman askerine ve siperlerine zarar verilir. Lağım (tünel) kazma günümüzde de kullanılan bir savaş taktiğidir. Bu taktik sayesinde de İstanbul fethedilmiştir. Bunun yanında da Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethetmesinde büyük rol oynamıştır.Lağımcı neferlere (askerlere), başlarında bulunan subayları tarafından kuruluşundan itibaren geometri ve diğer mimari sanatlara ait bilgiler ile lağım bağlama usulleri en iyi şekilde öğretilirdi. Lağımcı nizamnamesine göre, iki yüze yakın talim bilgileri yanında bunlara yardımcı bilgileri öğrenmek şarttı. On yedinci asrın ortalarından itibaren bozulmaya başlayan ve gitgide sanattan anlamayanlarla dolan bu sınıf, 1792 yılında yapılan nizamname ile düzeltilmeye çalışıldı. Ancak bir netice alınamaması üzerine, 1826 yılında Yeniceri ayaklanmasından sonra kaldırılmıştır 

 SAKA OCAĞI
 Sakalar veya Saka ocağı, Yeniçerilerin su ihtiyacını karşılamakla görevli askerlerin bağlı olduğu ocaktır. 17. yüzyılda sayıları 700 kadardı. Kışlaları Ağakapısı dışındaydı. Seferde ve barışta yeniçerilerin içme ve yıkanma suyunu sağlamakla görevliydiler. Elbise ve çakşırları deriden olup beygirlerinin iki yanına astıkları meşin kırbalarla su taşırlardı. Sakabaşına bağlıydılar. Sakabaşıdan sonra saka kethüdası rütbesi gelirdi. Sakabaşı ve saka kethüdasının bir görevi de Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında padişaha ve vezirlere su, şerbet vb. sunmak, toplantı sırasında yemek yenirken ibrik ve havlu tutmaktı. Saka Ocağı, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla ortadan kalkmıştır.

SOLAKLAR OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Solaklar, Solakan-i Hassa olarak da bilinir, Osmanlı Devleti'nde, Yeniçeri Ocağı'nın 60-63. ortalarına bağlı askerlere verilen ad. Genelde yaya birlikti. Hepsi veya çoğunluğu solaktı ve zırh giydiğine dair hiçbir bilgi bulunamamaktadır. Donanımı; şemşir (eğri kılıç) Yuvarlak Kalkan ve bir mızraktan oluşurdu. Seferde Padişahın solunda dururlardı.Yeniçeri ocağının 60-63 ortalarına bağlı askerlerdir. Yeniçeri ocağına I. Bayezid döneminde (1389-1402) katılmış olup Fatih Kanunnamesi ile saltanat alaylarında padişahın yakın çevresinde koruma olarak yer alması öngörülmüştü.Sağ yerine sol ellerini kullandıkları için solak olarak adlandırılmışlardır. Solaklar Padişahın bindiği atın sağında giderler.
Saygısızlık işareti olan, padişahı sırtlarını dönmemek için ok ve yayı kullanırken solak gibi sol elleriyle hareket ederlerdi. Solaklar Padişahın gezilerinde ellerinde ok ve yayları çekilmiş vaziyette padişahın önünde ve yanında yürürlerdi. Savaşta ise Solakların en yüksek rütbeli olanlarından 12 tanesi padişahın atının yularlarından tutar ve geri kalan 400 solak da bir çember oluştururdu. Savaş esnasında solaklar padişahın yanına silahtar, çuhadar gibi özel hizmetçileri dahi yaklaştırmazlardı. Solaklar silahlarını Padişahlarla birlikte saraydan dışarı çıktıklarında taşırlardı ancak 1492 yılında II. Beyazıt'a bir suikast girişiminden sonra sarayda da silah taşımaya başlamışlardı. ALTI BÖLÜK HALKI OCAĞI Hepsine birden "altı bölük halkı" da denilen bu kapıkulu süvarileri şu sınıflara ayrılmıştır: Sipah, silâhdar, ulûfeciyân-ı yemîn (sağ ulûfeciler), ulûfeciyân-ı yesâr (sol ulûfeciler), gurebâ-yı yemîn (sağ garipler), gurebâ-yı yesâr (sol garipler). En itibarlı olan ilk iki sınıf "yukarı bölükler", üçüncü ve dördüncüler "orta bölükler", son iki bölük ise "aşağı bölükler" adlarıyla da anılırlardı. Son dört bölüğün hepsine birden "bölükât-ı erbaa" denirdi. Süvari bölüklerinin efradı, yaya yeniçerilerin mükâfata hak kazananları ile Edirne, Galata ve İbrâhim Paşa saraylarındaki oğlanlardan temin edilir, ayrıca Enderun'daki iç oğlanlarından buraya nefer verilirdi. Enderun'dan ve saraylardan alınan neferler ise "çıkma" adı altında atlı bölüklere gönderilirdi. Bu çıkmalar cülûs zamanlarında veya yedi yılda bir yapılırdı. Cülûs zamanı çıkmalarına "büyük çıkma" veya "umum çıkması", diğer yeniçeri çıkmalarına ise "kapıya çıkma" ya da "bedergâh" denilirdi. Süvari ocağının silâhdar bölüğü Kara Timurtaş Paşa'nın tavsiyesiyle I. Murad zamanında, sipah bölüğü ise Fâtih Sultan Mehmed zamanında teşkil edilmiş, öteki dört bölük de muhtemelen XV. yüzyıl ortalarında kurulmuştur. Bunlara "bölük halkı" denilmesinin sebebi, kendilerini timarlı sipahilerden (süvari) ayırmak içindir. Silâhdar bölüğü daha eski olmakla birlikte sipah bölüğü kapıkulu süvarilerinin en itibarlı bölüğü idi. Bu bölük taşıdığı bayraktan dolayı "kırmızı bayrak" adıyla da anılırdı. Fâtih zamanına kadar baş bölük olan silâhdar bölüğüne ise "sarı bayrak" denilirdi. Sağ ulûfecilere "yeşil bayrak", öteki bölüklere de "alaca bayrak" adı verilirdi. Ulûfeci bölükleri seferlerde ve törenlerde sipah ve silâhdarların açığında yer alır, daha açıkta ise sağ ve sol garipler dururdu. Savaş zamanında yukarı bölüklerin başlıca görevi padişahın otağını beklemek, orta bölüklerinki hazineye bakmaktı. Aşağı bölükler ise genellikle sancak muhafızlığı yaparlardı. Sipah ve silâhdarların İstanbul'da kışlaları olmayıp genellikle bu şehre yakın yerlerde, öteki süvari bölükleri ise Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinde otururlardı. İstanbul civarında oturanların görevi padişahın cumaya veya herhangi bir yere gidişinde ona refakat etmekti. Savaş zamanında vezîriâzam ve devlet büyüklerini korumakla da görevli olan kapıkulu süvarileri ayrıca maliyenin çeşitli kâtipliklerini yapar, yaverlik ve emirberlik hizmetlerini yürütür, ayrıca padişah vakıflarının mütevelliliği ile mültezimlik işlerine de bakarlardı. Eskiden beri evlenmelerine izin verilmiş olan kapıkulu süvarilerinin veledeş denilen oğulları da süvari bölüklerine alınırdı. Yukarı ve orta bölük süvarilerinin kendilerinden başka, her beş akçe için bir nefer olmak üzere, ücretli neferleri vardı. Böylece sefere çıktıklarında sayıları oldukça fazlalaşırdı. Ancak sık sık isyanlara yol açmaları üzerine Köprülü Mehmed Paşa zamanında yanlarında nefer beslemeleri usulü kaldırıldı. Her bölüğün müstakil ağa ve zâbitleri olup sipah ve silâhdar ağaları dış hizmete sancak beyi olarak çıkarlardı. Ulûfeleri yaya yeniçerilerinkinden fazla olan süvarilerden taşrada olanların üç aylık maaşlarını zâbitleri götürürdü. Kapıkulu süvarilerinin bozulması XVI. yüzyıl sonlarında başlamış, kanuna aykırı olarak aralarına dışarıdan adam alınmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda sık sık isyan hareketlerine karışan süvari bölükleri, Yeniçeri Ocağı'nın ilgasından sonra ortadan kaldırılmıştır.

AZAB SEKBAN İCARELİ MÜSELLEM
OTTOMANS EMPIRE ARMY
Azab veya azap, Osmanlı devletinde çoğunlukla garnizon askeri olarak görev yapan askeri birimdir. Henüz evlenmemiş genç erkekler azab yazılabilirlerdi. Sözcüğün anlamı "bekar erkek"tir ve gönüllülerden oluşan yaya birliğidir. Savaşta ordunun en önünde yer alırdı. Azablar Osmanlı ordusunun Anadolu'daki yaya askerlerinin çoğunluğunu oluştururlardı ve yerleşim birimlerinin güvenliğinin sağlanması, kalelerin savunulması gibi görevleri yerine getirirlerdi. Azablar yükseliş döneminde Osmanlı seferlerinin değişmez bir parçasıydı. Meydan savaşlarındaki görevleri ordu merkezinin ön tarafında, yeniçerilerin ilerisinde durmaktı. Hafif donanımlı olan azab askerleri düşman ordusunda Osmanlı merkezinin zayıf olduğu kanısını uyandırır ve bu durum padişahın tuğunun da bulunduğu merkeze doğru bir saldırı başlatılmasına yol açabilirdi. Beklenen bu saldırı gerçekleşirse, azablar düşman birliklerine ok atarak ilerleyiş sırasında kayıp vermelerini ve özellikle düşman süvarisinin saf düzeninin bozulmasını sağlamaya çalışırlardı.Düşmanla yakın temasa giren azab birliği geri çekilerek ya da kaçarak gerisindeki yeniçeriler ve topçu birliklerinin ateş açmaları için alan yaratmaya çalışırdı. Bu arada Osmanlı ordusunun kanatlarını oluşturan tımarlı sipahiler için merkeze yüklenen düşman ordusunu kanatlardan vurma fırsatı doğabilirdi. Azapları takip ederken safları daha da bozulan düşman ordusu, tahkim edilmiş yeniçeri siperlerine ve onların arkasındaki daha ağır donanımlı, daha iyi eğitilmiş profesyonel askerlere çarpardı. Tımarlı sipahiler tarafından kaçış yolları kapatılarak bozguna uğratılırlardı. Hilâl taktiği olarak adlandırılan bu stratejinin en önemli rolünü oynarlardı.
OTTOMANS EMPIRE ARMY

 DELİLER 
Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi. Başlarında tüylü bir miğfer, ellerinde de yine tüylü bir kalkan bulunurdu. Ayaklarında mahmuzlu çizmeleri vardı. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmaktaydı 


 GÖNÜLLÜLER
 Akıncılar, yakaladıkları esirlerden aldıkları bilgileri merkeze iletirlerdi. Akınlar, katılan akıncı sayısına göre isimler alırdı. 100 kişiden az akıncıyla yapılana çete, 100’den fazla kişiyle yapılana haramilik, akıncı beyinin kumandası altında yapılana ise, akın denirdi

9 Şubat 2020 Pazar

DARÜL KURRA KUR'AN MEKTEBİ

Şubat 09, 2020 0
DARÜL KURRA KUR'AN MEKTEBİ
DARÜL KURRA
DARÜL KURRA1492. Yılında Hoca Yakup tarafından inşa ettirildiği yapının avlu giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesinden anlaşılmaktadır.Kur'an-ı Kerim öğretiminin yapıldığı yer olan Darülkurra,Hoca Yakup Darülkurrası' ya da "yerkapı Muhallimhanesi" olarakda bilinmektedir.Bir küllüyenin parcası olmayan bağımsız Darülkurra ların nadir örneklerinden olan yapı Osmanlı döneminden kalan en eski örnek olması açısından da önemlidir.biri kışlık biri yazlık olarak iki mekandan oluşmaktadır Yapının haziresinde Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin torunlarından Cafer Çelebi gibi önemli şahsiyetlerin ve ayrıca Cizyederzade ailesi mensuplarının mezarları bulunmaktadır 1957. yılından itibaren Bursa eski eserleri sevenler kurumu binası olarak kullanılmaktadır.

KUR'AN SCHOOL
DARÜL KURRAThe epitaph board placed over the enrrance door leadiing to the structure's courtyard reveals that this structure built in 1492 by Hodja Yakup. This''darulkurra'', a place ehere the Holy Qur'an was taught,is also known as ''Hodja Yakup Darulkurra'' or '' Yer kapı muallimhanesi''. this structure is one of the rare examples of ''darulkurras'', an independent building, whic does not form part of a kulliye. It is also important from the point of wiew of being the oldest examples remaining from the Ottoman period. This structure consist of two sections, one each for use during winter amd summer. In the graveyard of this structure, there are the tombs of important personalites such as Cafer Çelebi, one of the grand-sons of his Majesty Abdulkadir-i Geylani, as well as of members of the Cizyedarzade family. This structure is used as the building of ''Bursa Ancient Artwork Lovers' Society''
DARÜL KURRA

DARÜL KURRA

DARÜL KURRA

5 Haziran 2015 Cuma

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

Haziran 05, 2015 0
OSMANLI BURSA DARPHANESİ
Takastan Ticarete Geçişin Mutlak Sembolu:PARA
OSMANLI BURSA DARPHANESİTarih öncesi yıllardan bu yana süre gelen Para basımı:bir istiklal sembolu egemenlik işareti ve devletin en önemli haklarından sayılmaktadır. Para yapımı için kullanılacak madenin aynı ayarda eşit ağırlık ve boydaki paralara (sikke) bölünmesi:bu sikkeler üzerine ekonomik değerleri ile bunları çıkaran devletin işaretlerinin basılması darphanede yapılan balıca işlemlerdir darphane ise bir ülke adına ekonomik düzeni sağlama iktidar değişimini vurgulama ve önemli olay yada kişileri anma amaçlı olarak para basan yerlerdir.antik yunan da her çeşit kendi arasını basıyordu en eski darphane örnekleri antik yunan döneminde Anadolu toprakları üzerinde kurulmuştur.bunların en önemlilerinden biri MÖ.5.Yüzyıla ait olduğu sanılan Minos uygarlığı na ait darphanede üretilen bir gümüş paradır.bu sikke üzerinde Girit Tanrıca sı Britomartis tasvir edilmiştir.


ORHAN GAZİ (1324-1360)
1281. de doğan Orhan Gazi. babası Osman Gazi nin vefatı üzerine beyliğin başına geçerek 1326. da Bursa fethini tamamladı.1335 de başkent yaptığı Bursa da ilk Osmanlı parası olan akçe yi bastırdı bir kısmında darp yeri yazılmış olan bu akçe ler ortalama 1,15gr ağırlığa ve %90 oranında gümüş saflığına sahipti bu ağırlık ve saflık yaklaşık 120. yıl boyunca darp edilen tüm akçe lerde korundu ayrıca daha sonra yaşanan ekonomik değer kayıplarına rağmen II.Mahmud (1808-1839) dönemine kadar akçe ler temel para birimi kabul edildi.



ORHAN GAZİ (1324-1360)

OSMANLI BURSA DARPHANESİ















I.AHMED (1603-1617)       
Sultan I. Ahmed 1590.da doğdu babası Sultan III. Mehmed in vefatı üzerine 1603. yılında Bursa daki Eyüp Sultan da kılıç kuşanarak tahta cıktı Kanuni Sultan Süleyman dan sonra devlet işleriyle yoğun şekilde uğtaşan ilk padişahtı yakalandığı tifüs ten kurtulamıyarak 1617.de vefat etti.

I.AHMED (1603-1617)

OSMANLI BURSA DARPHANESİ















II.OSMAN (GENÇ) (1618-1622)
Sultan Genç Osman .1604.yılında dünyaya geldi 14 yaşında amcası Sultan I.Mustafa nın tahtan indirilmesi üzerine Padişah oldu. ancak eşine az rastlanır bir şekilde tahtan indirilerek Yedikule Zindanlarında boğularak Şehit edildi.



II.OSMAN (GENÇ) (1618-1622)


OSMANLI BURSA DARPHANESİ











OSMANLI'DA DARPHANE
Osmanlı Devleti'nde ilk para basımı ise, 1313 yılında yapılmış ve bunlara Akçe-i Osmani adı verilmiştir. Bundan sonra her padişah hükümdarlığa geçişi ile birlikte yeniden para basımı yaptırmıştır. Bu sebeple kuruluşundan itibaren her zaman en önemli kurumlardan biri sayılan darphanelerde; darp şekli olarak 1841'e kadar çekiçli dövme usulü, 1842-1853 yılları arasında sarkaç usulü ve 1853-1911 yılları arasında pres usulü benimsenmiştir. 1911'den itibaren ise bu presler makine presine dönüştürülerek insan gücüne olan ihtiyaç azaltılmıştır

15. yüzyıl sonlarına kadar basım yerleri belirtilmeksizin darp edilen akçelere, sonraki yıllarda ticaret ve kent merkezlerinin ya da değerli madenlerin yakınlarına kurdurulan darphanelerin isimleri işlenmiştir. Böylece Osmanlıların topraklarıyla birlikte akçenin tedavül alanı da genişlemiştir. Aynı dönemde dünyanın ilk büyük darphanesi de Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane'de kurulmuştur.

BURSA DARPHANESİ
Orhan Gazi'nin 1326 yılında Bursa'yı fethedip başkent ilan etmesinin ardından Hisar bölgesinde kurulan darphanede kestirilen sikkeler, Akça-i Osmani (Osmanlı akçesi) adıyla Osmanlı'ya ait ilk para olarak piyasaya sürüldü.

Gerek başkent olması, gerekse de ilk darphanenin burada bulunması sebebiyle Bursa; ,lk dönemlerde Osmanlı ekonomisine yön veren en önemli şehir olarak kabul edilmekteydi. Ancak başkentin İstanbul'a taşınması ve 1492'de II. Bayezit tarafından Bursa'da ''fülüs kat'i'' (para basımının) yasaklanmasının ardından şehir ekonomik anlamda büyük bir daralma yaşadı. Kısa bir süre sonra Bursa çevresinde yapılan araştırmalar sonucu birçok bölgede darphaneyi besleyecek bakır, gümüş ve altın madenleri bulundu. Çıkarılan bu cevherlerin darphaneye taşınarak değerlendirilmeye başlanması ile birlikte Bursa; tekrar ekonomik ve siyasi anlamda yükselişe geçti.

Örneğin; 1572'de İnegöl'de bir gümüş madeninin çıktığı ve senelerce Bursa darphanesini idare ettiği ya da 1746'da Bursa Keşiş Dağı, Atranos ile Gazi Hüdavendigar taraflarından darphaneye altın ve gümüş getirildiği çeşitli tarihi belgelerde yer almaktaydı.

ABDÜLAZİZ (1861-1876)
Sultan Abdülaziz. 1830 yılında doğdu.Ağabeyi Sultan Abdülmecid in vefatı üzerine 31.yaşında tahta çıktı en üstün özelliklerinden biri olan resim kabiliyetinden dolayı Osmanlı donanmasına ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendi seçti.



OSMANLI BURSA DARPHANESİ
ABDÜLAZİZ (1861-1876)







AKÇELERİN DARP EDİLMESİ
Bursa Darphanesi'nde sikkelerin darp edilmesi, kurulduğu yıllardan 17.yüzyıl ortalarına kadar oldukça basit bir teknoloji ile üretilmekteydi. Bu yöntem; ısıtılan ve gerekli saflık derecesi ayarlanan gümüş cevherinin önceden hazırlanmış iki parçalı kalıbın arasına konularak üst kalıba çekiçle vurulması prensibine dayanmaktaydı. Bu şekilde kalıbın her iki parçasında da yer alan tüm unsurlar, darp edilen akçeye aktarılmaktaydı. Ancak ilk bakışta gayet ilkel gözüken bu yöntem; kalıpların hazırlanmasından ayarların tutturulmasına, uygun sıcaklığın korunmasından çekicin hangi hızla vurulması gerektiğine karar verilmesine kadar her biri oldukça ustalık gerektiren birçok süreçten ve maharet gerektiren uzun işlemlerden oluşmaktaydı.
I.SÜLEYMAN (KANUNİ) (1520-1566)




I.SÜLEYMAN (KANUNİ) (1520-1566)
1495. te doğan Sultan Süleyman.1509.yılında Sarki Karahisar ordan Bolu.kısa bir süre sonra da Kefe sancağına tayin edildi.1520 de tahta geçerek vefat ettiği 1566. yılına kadar bu görevini sürdüren Kanuni Süleyman Türk hakimiyetini doruk noktasına çıkardı.



OSMANLI BURSA DARPHANESİ

IV.MURAD (1623-1640)
1612.de doğan Sultan.IV.Murad Osmanlı Sultanlarının kudretli lerinden biri olarak tarihe geçti dönemin önemli olaylarından biri Hazerfen Ahmed Çelebi nin Galata dan Üsküdar a uçmasıydı 17.yıllık hükümdarlıktan sonra içkiye aşırı bağımlılığından 28. yaşında vefat etti.







IV.MURAD


OSMANLI BURSA DARPHANESİ













Darphanede para darp edilmesi defterdarlara bağlı olarak seçimle hizmete getirilen Darphane Emini ve yardımcısı Kethuda tarafından yürütülmekteydi. Bu görevlilerin dışında orta ölçekli bir darphanede; Sikkezanbaşı (baskı amiri), Serçesme (ağırlık ve ayar kontrol memuru), Çeşnici, katip ve simsar (ocaklardan gelen madeni teslim alan kişi) gibi yaklaşık 60 kadar çalışan bulunurdu.





OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİOSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ


OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ

OSMANLI BURSA DARPHANESİ












6 Mayıs 2015 Çarşamba

AHMET DAI CAMİİ

Mayıs 06, 2015 0
AHMET DAI CAMİİ
AMHET DAİ CAMİİ
Bursa sevdamCaminin kitabesinde edincikli hızır oğlu yahşi bey tarafından 1471yılında inşa ettirildiği anlaşılmaktadır camiye ismini veren Ahmed Dai Gazi Süleyman paşanın hizmetinde bulunan ve II.Murad döneminde vefat eden ünlü bir şair dir kendisinin cami ile bir ilişkisi olmayıp mahallenin ismi sebebiyle camiye bu isim verilmiştir caminin asıl ibadet mekanı kare planlı olup üzeri tek bir kubbe ile örtülüdür kuzeyde üç bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır caminin girişi Bursa mescit lerinde sıkça görülen kalkan duvarı ile öne çıkarılmıştır.

AHMET DAI MOSQUE
Bursa sevdamthe epitaph board of this mosgue reveals that this mosgue was builtin 1471 by yahşi bey the son of hizri from edincik ahmed dai who gave his name to this mosgue was a famous poet who served under gazi süleiman pasha and who died during the reing of Murad II.ahmed dai had no relation to this mosgue it was named with the neighbourhoods name the main prayer haal of this mosgue is built with a sguare plan and is covared with a single dome at north there is a portico for latecomers built with there sections the entrance of this mosgue is accentuated by means of a gable wall an element freguently seen with bursa masjids.


Bursa sevdam
Bursa sevdam




2 Mayıs 2015 Cumartesi

ERTUĞRUL GAZİ

Mayıs 02, 2015 0
ERTUĞRUL GAZİ

 ERTUĞRUL GAZİ                                    
SÖĞÜT ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ  (1188-1281 Ertuğrul gazi bey Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman bey in babasıdır Oğuz Bozok kolundan Kayı boynuna mensuptur babası Kayaalp oğlu Süleyman şahtır bazı kaynaklara göre ise babasının Gündüz alp olduğu yazılıdır kesin Olmasa da bu gün kabul edilene göre Ertuğrul Gazi nin babası Gündüz Alp tir yakın dönemde arkeolaglar tarafından bulunan Osman Bin Ertuğrul Bin Gündüz Alp yazısının darp edildiği bir sikkede bu görüşü teyit etmektedir annesi Hayme Hatun olup Kütahya ili Domaniç İlçesi Çarşamba Köyünde medfundur. Önce toprak sonra bayrak ülküsü ile batıya doğru göç eden Kayı beyi Süleyman Şah rivayete göre Fırat Nehrini geçerken atından düşerek vefat eder. Mezarı bugün Suriye sınırları içerisinde Raka Kasabası civarına bulunan Ceber Kalesindedir. Süleyman Şah ölünce yerine Bey olarak Ertuğrul Bey seçilir. Göç yorgunu kayı boyunda ekseriyetle anavatana dönme eğilimi vardır. Kayı boyuna bey seçilen Ertuğrul Bey Sungur Tekin ve Günoğdu Bey'in anavatana dönme arzularına engel olmaz.Kayı boyunun en büyük çoğunluğu Sungur Tekin ve Gündoğdu Bey ile beraber geri dönerken Ertuğrul Bey kardeşi Dündar Bey ve mahiyetindeki 400 çadırlık Kayı Aşireti, Batıya doğru ilerlerler. 1230 yılında Sivas Sürmeli Çukur da tanık oldukları savaşta zayıf olanlardan yana tavır alarak anadolu Selçuklu Hükümdarı 1. Alaadin Keykubad'ın moğulları yenmesini sağlamıştır bundan çok memnun olan 1. Aladdin Keykubad Ertuğrul Gazi Bey'e hilat giydirip Ankara yakınlarındaki Karacadağ ve çevresini hediye olarak vermiştir. Beraber başladıkları Eskişehir yakınlarındaki Sultan Önü Muhasarası'nı moğullar yüzünden Ertuğrul Gazi Bey'e bırakan 1. Aladdin Keykubad Sultan Önü, Domaniç, Ermeni, Derbendi ve Söğüt'ün fethi haberini alınca çok sevinmiş Ertuğrul Gazi Bey ve aşiretine Domaniç'i yaylak Söğüt'ü ise kışlak olarak vermiştir. Selçuklu'nun Uç Bey'i olarak 50 yıl adalet ve hükmettiği bu topraklarda gerek tebasının gerek komşu tekfurlukların güvenini kazanmış ayrıca Mevlana Celallaleddin-i Rumi ve dünürü Şeh Edabalı'ya büyük hürmet göstererek kurulacak olan Osmanlı Devleti'nin maddi ve manevi temellerinin sağlam bir şekilde atılmasına vesile olmuştur Ertuğrul Gazi ve eşi Halime Hatun'un; Gündüzalp, Savcı bey ve Osman Bey olmak üzere üç oğlu vardır doksan üç yaşında vefat eden Ertuğrul Gazi Bey kendi beldesi olan Söğüt'de toprağa verilmiştir. Ertuğrul Gazi Bey'in 1231'de ilk yayla dönüşünde başlatmış olduğu toy (şenlik) geleneği günümüzü halen devam etmektedir. Yörükler her sene eylül ayının ikinci cuma günü Türkiye'nin dört bir yanından Ertuğrul Gazi Ocağı Söğüt'e gelerek çadırlarını kurar ve üç gün boyunca çeşitli etkinliklerle Ertuğrul Gazi'yi anarak toy geleneğini ihya ederler. 
ALLAH, BİZLERE BU TOPRAKLARI YURT EDİNEN ERTUĞRUL GAZİ BEY'E GAZA YOLDAŞLARINA VE NESLİNE RAHMET EYLESİN

                                                                                                                                                                      
ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ  KAPI KİTABES                               Şeref-i şevket ile Aleme Sultan Hamid Eyledi Saye-i Umranını Medd-ü temhid İşte Ez Cümle Olup  Ahd-ü Hümayununda Türbe-i Hazreti Ertuğrul Gazide Cedid Sene Binyüz Dahi Yetmişbir İken Ahmet Han Temelinden Bunu Etmişti Bina-ü Tecdid Çok Vakit Geçmekle Münhedim Olmada İken Pederi Şah-i Zaman Hazreti Sultan Mecid Bir İki Çeşme-ü Pevvare İlave Ederek Şeref-i Türbeyi Tamiri İle Etmişti Mezid Şimdide Mevkiini Havi Harita Yapılıp Nazar-ı Ali-i Şahanede Oldukta Bedid Yeniden Eyledi İnşasını Emr-ü ve Ferman Şeref-ü ve Ziyneti Hakkari Olundu te-yip Yani Bu Tarz Dilavize Hamid
Han KoduOldu Sandukasına Böyle Ruham İle Ferid Ne Kadar Var İse Kubrunda Kubar-u Şüheda Zir-i Sanduka-i Hararede Ederler Tamhid Bunların Yattığı Müddetçe Bu Merkadlerde Şevket-ü ve Saltanatın Eylesün Allah Medid Kaimmakam Zühti Kulu Kuşeş-i Bihad Etti Bunun İmarına Meskür Kıla Ol Rabbi Vahit Dedi Salih Kulu Tarih Güher Tevşihin Kıldı Bu Türbeyi Mamur O HAKAN HAMİD

ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ
KAPI KİTABESİNİN TÜRKÇE Sİ

Aleme Şeref Haşmet ve Saltanat Veren Sultan Hamid İmarı Sayesinde Şerefini Uzatıp Kuvvetleştirdi
İşte Bu Cümleden Olup Onun Yeminli Saltanatında Hazreti Ertuğrul Gazi Türbesi Yenilendi Sene Bin yüz Yetmiş Birde Ahmet Han Bu Türbeyi Temelinden Yenilemişti Aradan Çok Vakit Geçmesiyle Türbe Yıkılmak Üzerken Zamanın Şahı Olan Abdul Hamid in Babası Sultan Mecid de Bir İki Çeşme İlave Ederek Türbenin Şerefini  Artırmıştır Şimdide Mevkiini içine alan Harita Yapılınca Yüksek Bakışlarda Görünür oldu Meydana Çıktı Abdül Hamid İnşasını Yeniden Emir Ve Ferman etti Şeref ve Süsü Hakikat tan Kuvvet Buldu Yani Bu Şekil Gönül Alıcılığı Hamid Han Yaptı
Ertuğrul Gazinin Sandukası da Mermerle Eşsiz Oldu Ertuğrul Gazinin Yakınında Ne Kadar Şehit Kabirleri Varsa Sandukanın Gerisinde Allaha Hamd Ederler Bu Mezarlar da Bunlar Yattığı Müddetçe Allah Onun Abdül Hamid in Haşmet Ve Saltanatını Uzun Eylesin Kaymakam Zühtü Kulu Türbe İçin Pek Çok Çalıştı Bir Olan Allah Onun Çalışmasını Makbul Eylesin Salih Kulu Süslenmiş Cevherin Tarihini Söyledi Bu Türbeyi Hakan Hamid İmar Edip Şenlendirdi

 BAK OĞUL !
Beni kır şeyh Edebalı'ı kırma, O bizim boyumuzun ışığıdır.Terazisi dirhem şaşmaz. Bana
karşı gel, ona karşı gelme bana. karşı gelirsen üzülür incinirim,ona karşı gelirsen gözlerim sana   bakmaz, baksada görmez olur.Sözümüz Edebalı için değil senceğiz içindir, bu dediklerimi  
vasiyetim say. sene:1304-1886
                                 
 KAYI BOYU'NUN ANADOLU'YA GÖÇÜ
Türkelrin ilk büyük devletini Günortaç elinde Oğuzhan kurdu. Bu devlet Kore'den Hazar denize kadar 26 devleti idaresine aldı. Fakat bu imparatorluk Çinlilerin tazyiki ile yıkıldı. Daha sonraki Türk Boyları ;                                                  
                          OĞUZ HAN
  BOZOKLAR                         ÜÇOKLAR
Gün Ay  Yıldız                     Gök   Dağ   Deniz
 kayı yazır avşar                bayındır salur ığdır
 bayat dodurga beğdili   çavundur alayuntlu büğdüz
 alkaevli döğer karkın        çepni eymür yıva
 karaevli yıpırlı çaruklu    peçenek üregil kınık  
     
 Bu boylara ait kültürümüzde çok izler vardır. Osmanlı Devlet teşlilatına sağ kol, sol kol olmak üzere iki düzen esaslı bir kaide yer alır. Ve 24'lü üzerine ait örnekler vardır.
SÖĞÜT ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ 24 Oğuz Boyu içinde önemli bir mevkiye sahip olan Kayı Boyu'nun arması iki ok ile bir yaydan ibarettir. Kayı'nın manası ise '' Muhkem, Kuvvet ve Kudret sahibi'' demektir. Dede Kokut ta eserinde gelecekte hanlığın kayığa geçeceğini bildirmiştir. Tarihi ananelere göre IX. yüzyılda Selçuklularla birlikte İran'ın Merv ve Mahan bölgelerine gelen kayıların anadoluya ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemektedir ancak 1071 Malazgrit Savaşı'ndan sonra Selçukların sevk ve idaresinde anadoluya gelen boylar arasında kayılarında bulunduğu düşünülmektedir ayrıca bunların anadoluya geldiklerinde kesin olarak nerelere yerleştikleri de testip edilememektedir. XVI. Yüzyıl Osmanlı araşic belgelerinde Erzurum Karahisar-ı şarki (Şebinkarahisar), Sivas, Amasya, Ankara, Bozok, Yozgat, Kırşehir, Aksaray, Çorum, Kastamonu, Samsun, Çankırı, Bolu, Eskişehir, Konya Çukurova,Isparta, Burdur, Denizli, Muğla ve Aydın hevalisinde kayı adını taşıyan köy ve aşiretlere rastlanması bu boyun Doğudan Batıya gçö yollarına ve yerleştikleri bölgelere işaret etmektedir daha sonra Kayaalp Oğlu Süleyman Şah, 50.000 hane Türkmeni yanına alarak konak konak ilerlemek suretıyle Van Gölü civarındaki Ahlat şehrine geldi. Buradanda Amasya'ya gitti. Beraberinde 80.000 yiğit asker vardı.Süleyman Şah Eyyübi Devleti ile birlikte Haşlılarla çarpışmak üzere bütün ağırlıkları ve oymaklarıyla beraber Amasya'dan yola çıktı . Elbistan tarafında ilerlerken Fırat Nehri'ni geçerken atından düüşerek vefat eder Kayı Boynu'nun çoğunluğu geri döner kalanlara ise Ertuğrul Gazi önderliğinde Batıya ilerleyerek Ankara yakınlarındaki Karacadağ çevresine yerleşip Sulatnönü, Domaniç ve Ermeni derbendi ve Söğüt'ü fetheder Ertuğrul Gazi ölünce yerine geçen Osman Bey Osmanlı Devleti'ni kurar
                                                                                                                     
Kayı boyunun göçü, tarihin kaydettiği en mühim olaylardan biridi. 3 yüzyıl süren bir göç ve 7000 kilometrelik bir mesafe kateden Kayılar 7 yüzyılı aşan zamandan beri de yerleştiği noktada yadediliyor.







SÖĞÜT ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ

SÖĞÜT ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ

SÖĞÜT ERTUĞRUL GAZİ TÜRBESİ