Header Ads Widget

Ticker

6/recent/ticker-posts

DÜNYAYI TİTRETEN OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI

Dünyayı titreten osmanlı askeri teşkilatı İşte dünyayı dize getiren, tüm orduları tir tir titreten şanlı Osmanlı Askeri teşkilatı Osmanlı Devleti’nin asırlarca ayakta kalması, yine mirasının da günümüze hükmediyor olması tesadüf değil. Geçmişin tecrübeleri üzerine kurduğu muazzam medeniyetin ardındaki, farklı halklara ve devletlere asırlarca hükmetmenin sırları zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Osmanlı’nın zamana meydan okuyan devlet yapısındaki askeri teşkilat sırrını sizler için derledik. 

KAPI KULU OCAĞI 

Kapıkulu, Osmanlı Devleti'nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya,atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına ve bu sisteme verilen addır. Kapıkulu ocaklarının kurulmasından önceki dönemde Osmanlı
Devleti'nin askeri gücünü yayalar ve müsellemler oluşturuyordu.Kapıkulu askerleri padişaha bağlı olup üç ayda bir “ulufe” denen maaşı alırlardıBu askerler özel olarak yetiştirilirlerdi. Piyade
(yaya) ve Süvari (atlı) olmak üzere ikiye ayrılır Devşirme yöntemiyle oluşturulan orduya genelolarak Kapıkulu askerleri adı verilir. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari olmak üzere ikiye ayrılırdı. Piyade askerleri yeniçeriler, cebeciler, topçular, top arabacıları, humbaracılar, lağımcılar ve sakalardır.

ACEMİ OCAĞI 
Acemi Ocağı diğer bir ismiyle Acemi Oğlanlar Ocağı, Osmanlı İmparatorluğu'nda Enderûn için öğrencileri ve başta piyade kısmı olmak üzere kapıkulu ordusunun ihtiyaç duyduğu askerleri eğitmek için kurulmuş olan ocaktır. Osmanlı devletinin tebası olan halkların gayrimüslim olanlarının ve özellikle Balkanlar'dan 8-18 yaş arasında çocuk ve gençlerin toplanması ile uygulanan devşirme sistemiyle kaynak sağlanan Acemi Ocağı'nda çoğunlukla asker bazen de saraya bürokrat yetiştirilirdi.

YENİCERİ OCAĞI 
Osmanlı Devleti'nde Askeri Bir sınıftı Kuruluşu Orhangazi veya 1.Murad Önemlerine Dayandırılan farklı görüşler vardır Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarının genişlemesi ile hristiyan Cocukların 8-10 yaşlarında ailelerinden alınırak yetiştirilmesi (Devşirme) ile oluşturulmaya başlayan Yeniceri Ocagı Padişaha Bağlı Kapı Kulu Ocaklarının Piyade Kısmının büyük Bölümünü oluşturmaktaydı Kapı Kulu Ocaklarının en İtibarlısı olan Yeniceri Ocagı Savaşlarda Padişahın bulunduğu Merkez Kolunda Bulunur Savaş Esnasında Padişah onların arkasında ve ortasında At üzerinde dururdu Sefere gidişlerde ve ve konaklamalarda Yeniceriler Padişahın etrafında bulunup onu muhafaza edip ve korurlardı Yeniceri Ocagının Bir çok Nişanı ve Sancağı Bulunurdu ancak bunların en Büyük Olanı İmamı-Azam bayrağı idi
OTTOMAN EMPIRE ARMY

CEBECİ OCAĞI 
Fatih Sultan Mehmet zamanında kurulmuştur. Banisi Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'dir. İlk zamanlarda bu ocağın mensupları, yeniçeriler gibi, acemi oğlanlar arasından seçilmekteydi. Cebeci Ocağı, Osmanlı ordusunda, silahların temin edilmesi, korunması ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle görevli kapıkulu ocağı idi. Ocağın adamlarına, Cebeciler denilmekteydi. Cebeci Ocağı da Yeniçeri Ocağı gibi orta ve bölüklere ayrılırdı. Bunların bir kısmı nakkaşân, tîrgerân, tûğî ve saykalî gibi özel isimli bölüklerdi. Bölük sayısı altmış altıya, cemaat ortası adedi ise altmış ikiye varırdı. Cebeci Ocağı Yeniçeri Ocağı'nın ilgası ile birlikte 1826 yılında ortadan kaldırılmış, fakat kısa süre sonra yapılan bir düzenleme ile Cebehâne-i Âmire adıyla yeniden kurulmuştur. TOPCU OCAĞI Topçu Ocağı Osmanlılarda kapıkulu ocaklarının yaya kısmından olup, top dökmek ve top kullanmakla vazifeli askerlerin mensup olduğu ocağa verilen isimdir Sultan Birinci Murad devrinde yeniçeri ocağının teşkilinden az sonra, acemi ocağından alınan neferlerle ilk olarak topçu ocağı kuruldu. İstanbul’un fethinden sonra, Galata suru dışında Tophane denilen yerde topçu kışlaları ve sabit top dökümhanesi yapıldı. Sonraları; Belgrad, Budin, Temaşvar, İşkodra, Gülamber, Provişte gibi yerlerde ihtiyaca göre tophaneler kurulup top döktürüldü.Topçu ocağına sertopi namıyla da anılan topçubaşı nezaret ederdi. Onun emrinde bulunan dökücübaşı (serihtegan), dökümhaneden sorumluydu. Onun da maiyetinde; yardımcısı, tamirci, dökümcü, burgucu, yamacı, demirci, marangoz gibi sanatkarlar bulunurdu.

TOP  ARABACILARI OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Top Arabacıları Ocağı, Kapıkulu Askerleri'nden piyadelerdir. Topçu Ocağı'nın yaptığı topları savaş alanına götürmekle görevli olan ocaktır. Savaş toplarını savaş alanına götürürlerdi. Ocakta; arabacıbaşı, kethüda, başçavuş, kethüda yeri, ocak kâtibi, bölükbaşı, odabaşı ve halife adlı subaylar görev yapardı.Top Arabacıları Ocağı veya Toparabacılar, Osmanlı Devleti, Kapıkulu Ocağı‘nda Topçu Ocağı’nın yaptığı topları savaş alanına götürmekle görevli olan teşkilat. Top Arabacıları, Osmanlı ordusunda Kapıkulu ocaklarının piyade kısmındandırlar.At, katır ve deve gibi hayvanların sırtlarında taşınamayacak büyüklükte topların yapılmasına başlandıktan sonra, büyük topların taşınması işini
üzerine alan bu sınıfın Fatih Sultan Mehmed devrinde kurulduğu sanılıyor. 18. Yüzyılda top arabacıları ocağı 63 bölükten kuruluyordu. Her bölüğün mevcudu değişikti; en kalabalık olanı 52 kişiydi . Bu bölüklerden 1. bölük, Ağa bölüğü; ikinci bölük Kethüda Yeri bölüğü; 60. bölük, Dülger (Neccar) bölüğüydü. Bunlardan başka, 30 mevcutlu Tulumbacılar cemaati de vardı. Top Arabacıları ocağı, araba kullananlar ve araba yapanlar olmak üzere iki bölümdü. Bu ocağa, Acemi ocağından er alınırdı. 17. yy.dan sonra ocak arabacılarının çocuklarından ve “kul kardeşi” adıyla dışardan er alınmaya başlandı. Top arabacılarının yapım yerleri Tophane’de deniz kenarında, kışlaları Şebremini’de, hayvanların ahırları da Ahırkapı’daydı. 

HUMBURACI OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Humbaracı Ocağı demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak barut gücü ile gülle atmaya yarayan Humbara adındaki topu yapmak ve bu topları savaşta kullanmakla görevlendirilmiş olan asker sınıfı. Dünyanın ilk havan topu sınıfıdır.Humbaracı Ocağı'nın ıslahı ilk olarak 18. yüzyılda, Humbaracı Ahmed Paşa ve Sadrazam Osman Paşa'nın isteği üzerine gündeme gelmiştir. 1731'de ıslah projesi hazırlandı ve iki yıl sonra da Üsküdar'da Humbaracı Ocağı kuruldu. Böylece Bosna'dan 300 ulufeli humbaracı adayı ile çeşitli kalelerden seçilen 300 tımarlı humbaracı eğitime başlayarak humbara imalathanesi kurulması yolunda adımlar atıldı. Bir yasa ile tımarlılar 25'er kişilik gruplar halinde
İstanbul'a giderek eğitim almaları sağlandı.1783'te Sadrazam Halil Hamid Paşa humbaracılar için yeni düzenlemeler getirdi ve 1792'de çıkarılan bir nizamnameyle humabaracıların yetkileri arttırıldı. Humbaracılar, Ahmed Paşa'nın çabalarıyla ordunun en disiplinli ve düzenli sınıfı durumuna gelmişti.Kapıkulu Ocağı'ndaki bozukluklar ve düzensizlik zamanla Humbaracı Ocağı'nı da etkilemeye başladı. 1826 yılında Vaka-i Hayriye sırasında Humbaracıların devletin tarafında olarak topçu ve cebecilere destek olmuştur. Humbaracı Ocağı, Sultan II. Mahmud zamanında Asakir-i Muhammediye'nin kurulmasıyla kaldırılmış fakat varlığını Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar sürdürmüştür. 

LAĞIMCI OCAĞI 
Görevleri özellikle kale kuşatmalarında tünel kazarak sur duvarlarına ulaşmak ve surları alttan havaya uçurmak veya kale içine kadar tünel kazarak kaleyi içten fethetmektir. Ateşli silahlarla yapılan savaşlarda da karşı sipere kadar tünel kazılıp bomba ile patlatılıarak düşman askerine ve siperlerine zarar verilir. Lağım (tünel) kazma günümüzde de kullanılan bir savaş taktiğidir. Bu taktik sayesinde de İstanbul fethedilmiştir. Bunun yanında da Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethetmesinde büyük rol oynamıştır.Lağımcı neferlere (askerlere), başlarında bulunan subayları tarafından kuruluşundan itibaren geometri ve diğer mimari sanatlara ait bilgiler ile lağım bağlama usulleri en iyi şekilde öğretilirdi. Lağımcı nizamnamesine göre, iki yüze yakın talim bilgileri yanında bunlara yardımcı bilgileri öğrenmek şarttı. On yedinci asrın ortalarından itibaren bozulmaya başlayan ve gitgide sanattan anlamayanlarla dolan bu sınıf, 1792 yılında yapılan nizamname ile düzeltilmeye çalışıldı. Ancak bir netice alınamaması üzerine, 1826 yılında Yeniceri ayaklanmasından sonra kaldırılmıştır 

 SAKA OCAĞI
 Sakalar veya Saka ocağı, Yeniçerilerin su ihtiyacını karşılamakla görevli askerlerin bağlı olduğu ocaktır. 17. yüzyılda sayıları 700 kadardı. Kışlaları Ağakapısı dışındaydı. Seferde ve barışta yeniçerilerin içme ve yıkanma suyunu sağlamakla görevliydiler. Elbise ve çakşırları deriden olup beygirlerinin iki yanına astıkları meşin kırbalarla su taşırlardı. Sakabaşına bağlıydılar. Sakabaşıdan sonra saka kethüdası rütbesi gelirdi. Sakabaşı ve saka kethüdasının bir görevi de Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında padişaha ve vezirlere su, şerbet vb. sunmak, toplantı sırasında yemek yenirken ibrik ve havlu tutmaktı. Saka Ocağı, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla ortadan kalkmıştır.

SOLAKLAR OCAĞI
OTTOMAN EMPIRE ARMY
Solaklar, Solakan-i Hassa olarak da bilinir, Osmanlı Devleti'nde, Yeniçeri Ocağı'nın 60-63. ortalarına bağlı askerlere verilen ad. Genelde yaya birlikti. Hepsi veya çoğunluğu solaktı ve zırh giydiğine dair hiçbir bilgi bulunamamaktadır. Donanımı; şemşir (eğri kılıç) Yuvarlak Kalkan ve bir mızraktan oluşurdu. Seferde Padişahın solunda dururlardı.Yeniçeri ocağının 60-63 ortalarına bağlı askerlerdir. Yeniçeri ocağına I. Bayezid döneminde (1389-1402) katılmış olup Fatih Kanunnamesi ile saltanat alaylarında padişahın yakın çevresinde koruma olarak yer alması öngörülmüştü.Sağ yerine sol ellerini kullandıkları için solak olarak adlandırılmışlardır. Solaklar Padişahın bindiği atın sağında giderler.
Saygısızlık işareti olan, padişahı sırtlarını dönmemek için ok ve yayı kullanırken solak gibi sol elleriyle hareket ederlerdi. Solaklar Padişahın gezilerinde ellerinde ok ve yayları çekilmiş vaziyette padişahın önünde ve yanında yürürlerdi. Savaşta ise Solakların en yüksek rütbeli olanlarından 12 tanesi padişahın atının yularlarından tutar ve geri kalan 400 solak da bir çember oluştururdu. Savaş esnasında solaklar padişahın yanına silahtar, çuhadar gibi özel hizmetçileri dahi yaklaştırmazlardı. Solaklar silahlarını Padişahlarla birlikte saraydan dışarı çıktıklarında taşırlardı ancak 1492 yılında II. Beyazıt'a bir suikast girişiminden sonra sarayda da silah taşımaya başlamışlardı. ALTI BÖLÜK HALKI OCAĞI Hepsine birden "altı bölük halkı" da denilen bu kapıkulu süvarileri şu sınıflara ayrılmıştır: Sipah, silâhdar, ulûfeciyân-ı yemîn (sağ ulûfeciler), ulûfeciyân-ı yesâr (sol ulûfeciler), gurebâ-yı yemîn (sağ garipler), gurebâ-yı yesâr (sol garipler). En itibarlı olan ilk iki sınıf "yukarı bölükler", üçüncü ve dördüncüler "orta bölükler", son iki bölük ise "aşağı bölükler" adlarıyla da anılırlardı. Son dört bölüğün hepsine birden "bölükât-ı erbaa" denirdi. Süvari bölüklerinin efradı, yaya yeniçerilerin mükâfata hak kazananları ile Edirne, Galata ve İbrâhim Paşa saraylarındaki oğlanlardan temin edilir, ayrıca Enderun'daki iç oğlanlarından buraya nefer verilirdi. Enderun'dan ve saraylardan alınan neferler ise "çıkma" adı altında atlı bölüklere gönderilirdi. Bu çıkmalar cülûs zamanlarında veya yedi yılda bir yapılırdı. Cülûs zamanı çıkmalarına "büyük çıkma" veya "umum çıkması", diğer yeniçeri çıkmalarına ise "kapıya çıkma" ya da "bedergâh" denilirdi. Süvari ocağının silâhdar bölüğü Kara Timurtaş Paşa'nın tavsiyesiyle I. Murad zamanında, sipah bölüğü ise Fâtih Sultan Mehmed zamanında teşkil edilmiş, öteki dört bölük de muhtemelen XV. yüzyıl ortalarında kurulmuştur. Bunlara "bölük halkı" denilmesinin sebebi, kendilerini timarlı sipahilerden (süvari) ayırmak içindir. Silâhdar bölüğü daha eski olmakla birlikte sipah bölüğü kapıkulu süvarilerinin en itibarlı bölüğü idi. Bu bölük taşıdığı bayraktan dolayı "kırmızı bayrak" adıyla da anılırdı. Fâtih zamanına kadar baş bölük olan silâhdar bölüğüne ise "sarı bayrak" denilirdi. Sağ ulûfecilere "yeşil bayrak", öteki bölüklere de "alaca bayrak" adı verilirdi. Ulûfeci bölükleri seferlerde ve törenlerde sipah ve silâhdarların açığında yer alır, daha açıkta ise sağ ve sol garipler dururdu. Savaş zamanında yukarı bölüklerin başlıca görevi padişahın otağını beklemek, orta bölüklerinki hazineye bakmaktı. Aşağı bölükler ise genellikle sancak muhafızlığı yaparlardı. Sipah ve silâhdarların İstanbul'da kışlaları olmayıp genellikle bu şehre yakın yerlerde, öteki süvari bölükleri ise Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinde otururlardı. İstanbul civarında oturanların görevi padişahın cumaya veya herhangi bir yere gidişinde ona refakat etmekti. Savaş zamanında vezîriâzam ve devlet büyüklerini korumakla da görevli olan kapıkulu süvarileri ayrıca maliyenin çeşitli kâtipliklerini yapar, yaverlik ve emirberlik hizmetlerini yürütür, ayrıca padişah vakıflarının mütevelliliği ile mültezimlik işlerine de bakarlardı. Eskiden beri evlenmelerine izin verilmiş olan kapıkulu süvarilerinin veledeş denilen oğulları da süvari bölüklerine alınırdı. Yukarı ve orta bölük süvarilerinin kendilerinden başka, her beş akçe için bir nefer olmak üzere, ücretli neferleri vardı. Böylece sefere çıktıklarında sayıları oldukça fazlalaşırdı. Ancak sık sık isyanlara yol açmaları üzerine Köprülü Mehmed Paşa zamanında yanlarında nefer beslemeleri usulü kaldırıldı. Her bölüğün müstakil ağa ve zâbitleri olup sipah ve silâhdar ağaları dış hizmete sancak beyi olarak çıkarlardı. Ulûfeleri yaya yeniçerilerinkinden fazla olan süvarilerden taşrada olanların üç aylık maaşlarını zâbitleri götürürdü. Kapıkulu süvarilerinin bozulması XVI. yüzyıl sonlarında başlamış, kanuna aykırı olarak aralarına dışarıdan adam alınmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda sık sık isyan hareketlerine karışan süvari bölükleri, Yeniçeri Ocağı'nın ilgasından sonra ortadan kaldırılmıştır.

AZAB SEKBAN İCARELİ MÜSELLEM
OTTOMANS EMPIRE ARMY
Azab veya azap, Osmanlı devletinde çoğunlukla garnizon askeri olarak görev yapan askeri birimdir. Henüz evlenmemiş genç erkekler azab yazılabilirlerdi. Sözcüğün anlamı "bekar erkek"tir ve gönüllülerden oluşan yaya birliğidir. Savaşta ordunun en önünde yer alırdı. Azablar Osmanlı ordusunun Anadolu'daki yaya askerlerinin çoğunluğunu oluştururlardı ve yerleşim birimlerinin güvenliğinin sağlanması, kalelerin savunulması gibi görevleri yerine getirirlerdi. Azablar yükseliş döneminde Osmanlı seferlerinin değişmez bir parçasıydı. Meydan savaşlarındaki görevleri ordu merkezinin ön tarafında, yeniçerilerin ilerisinde durmaktı. Hafif donanımlı olan azab askerleri düşman ordusunda Osmanlı merkezinin zayıf olduğu kanısını uyandırır ve bu durum padişahın tuğunun da bulunduğu merkeze doğru bir saldırı başlatılmasına yol açabilirdi. Beklenen bu saldırı gerçekleşirse, azablar düşman birliklerine ok atarak ilerleyiş sırasında kayıp vermelerini ve özellikle düşman süvarisinin saf düzeninin bozulmasını sağlamaya çalışırlardı.Düşmanla yakın temasa giren azab birliği geri çekilerek ya da kaçarak gerisindeki yeniçeriler ve topçu birliklerinin ateş açmaları için alan yaratmaya çalışırdı. Bu arada Osmanlı ordusunun kanatlarını oluşturan tımarlı sipahiler için merkeze yüklenen düşman ordusunu kanatlardan vurma fırsatı doğabilirdi. Azapları takip ederken safları daha da bozulan düşman ordusu, tahkim edilmiş yeniçeri siperlerine ve onların arkasındaki daha ağır donanımlı, daha iyi eğitilmiş profesyonel askerlere çarpardı. Tımarlı sipahiler tarafından kaçış yolları kapatılarak bozguna uğratılırlardı. Hilâl taktiği olarak adlandırılan bu stratejinin en önemli rolünü oynarlardı.
OTTOMANS EMPIRE ARMY

 DELİLER 
Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi. Başlarında tüylü bir miğfer, ellerinde de yine tüylü bir kalkan bulunurdu. Ayaklarında mahmuzlu çizmeleri vardı. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmaktaydı 


 GÖNÜLLÜLER
 Akıncılar, yakaladıkları esirlerden aldıkları bilgileri merkeze iletirlerdi. Akınlar, katılan akıncı sayısına göre isimler alırdı. 100 kişiden az akıncıyla yapılana çete, 100’den fazla kişiyle yapılana haramilik, akıncı beyinin kumandası altında yapılana ise, akın denirdi

Yorum Gönderme

0 Yorumlar